20 Mayıs 2013 Pazartesi

Beni de Sev | 2


"Aslında insanı en çok acıtan şey; hayal kırıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır."

Nefes alamıyordum. Nefes alamıyordum!
İçime çektiğim oksijen ciğerlerimi yakıyordu
ve tarifi imkansız bir acı çekiyordum. Elimi göğsümün üzerine atıp bastırdım. Canım acıyordu, canım acıyordu!
Bu  iğrenç acı neden geçmiyordu?

Kafamı kaldırdım ve bulanık gözlerle etrafıma bakındım. Dünden beri ağaçlarn altında, sert toprakta yatıyordum. Yerde ki çam iğneleri her yerime batıyordu ve bu beni rahatsız etmeye başlamıştı.
Tam neden burada olduğumu düşünecekken dün Poyraz'ı gördüğüm sahne aklıma tokat gibi indi.

Gelen kriz ellerimi titretmeye başlarken elimle, yerinde durmayan başımı yukarıya doğru sabitledim.
Boğazım acıyla kavruluyor, ağzım mide asitiyle yanıyordu. Her yanım acıyor ve ağrıyordu. Savaştan çıkmış gibiydim. Ben hiç böyle bir şey yaşamamıştım.
Ben hayatım boyunca böyle bir acı çekmemiştim.
Ama en büyük acı sol yanımdaydı.
Tarifi imkansız bir şekilde içim acıyordu. Kalbimin olduğu yer acıyla kasılıyordu.
Ama aynı zamanda içimde bir boşluk hissi vardı.
Ruhumu kaybetmiştim.
İlk öpücüğümü.
İlk sarılışımı.
İlk aşkımı.
Ben her şeyimi kaybetmiştim.



Hangi ara arabaya atladım da eve geldim bilmiyorum. Zihnim çok bulanık. Sadece aydınlık sanki etraf. Başka bir şey yok. Her şey önemini yitirmiş sanki gözümde.
Önümden gelen takırtıyla evin kapısını açmaya çalıştığımı anladım. Kapıyı itip ayakkabılarımı fırlatıp içeri geçtim.
Poyraz ile evime gelmemiştim halbuki.
Annemlerdeydim.
Bir bu eksikti.
Anneme Poyrazlarda kalacağım demediğim için kesinlikle beni deli gibi aramıştı.
Elimi pantolonumun cebine atıp yokladım. Telefonum kim bilir neredeydi.

''Sanırım bana bir açıklama borçlusunuz, Başak Aktepe.''

Ah, annem. Şimdi annemi çekemeyecektim. Zaten şu an sesi kafamda birbirine sürten çelik sesi yaratırken, tek işim onu boğazlamak olacaktı muhtemelen.
Benden ses gelmediğini fark eden annem bana yaklaşıp kaşlarını daha da çattı.

''Sana bir soru sordum Başak. Cevap ver!''

Annemin sarı saçları birbirine karışmış, ela gözleri sinirle parlıyordu.Annem her zaman sert bir kadın olmuştu.
Sesinden
normalde korkardım. Ancak korkularımı yitirmiş gibiydim.
En kolayı kısadan anlatmaktı. Zaten annem Poyraz'dan hiç bir zaman hoşlanmazdı.

''Bitti anne. Bitti.''


Annemin suratına baktım. Vereceği tepkiyi merak ettim.
Ama sanki o sinirli gözleri yavaşça acıma ile doldu. Neden böyle olduğunu merak ettim.

''Biliyordum. Zaten Pel..''

Bir anda ağzından yanlış bir şey kaçırmışçasına sustu.
Susmalıydıda.
Pelin...
Poyraz'ın yiyiştiği kuzenim.

''Söyle anne!'' diye haykırdım sinirle.Ellerim sinirden titriyordu ve annemin şu an en son isteyeceği şey beni kızdırmaktı.
Annem sinirli zamanlarımı bilirdi. Bana bulaşılmaması gereken nadir zamanlardandı.

''Pe.. Pelin söylüyordu. Yani sa.. sanırım Poyraz ile Pelin ciddi düşünüyormuş. Yakında nişan falan dediler ama. Ben bilmiyorum tabi ki.''

Nişan sözüne kadar duymuştum. Gerisi bomboştu.
Boşluktu benim için.
Nasıl olurdu anlamıyorum. Benim yıllarımı verdiğim adam, benimle nişanlıyken, kuzenimle ciddi düşünüyordu.
Nasıl yapabiliyordu.
Ben onu nefes alamayacak kadar çok severken, o benim nefesimi başkaları için harcıyordu.
Acı bu muydu?
Kaybolmuşluk duygusu bu muydu?

Ne yaptığımın farkında değildim.
Fark ettiğim tek şey annemin arkamdan bağıran sesi ve benim odamın kapısını kapatışım.
Acı vücuduma hızla yayıldı.
Bu acı geçmiyordu.

***

1 Hafta geçti aradan.
Kuzenimin, sevgilim ile kurduğu planları öğrenmemin üzerinden bir hafta geçti.
Belki Poyraz beni sadece aldatmış olsa bunu bir kaç güne atlatırdım.
Ama çocukluğumu geçirdiğim, kardeşim dediğim, ailelemden biriyle beni aldatınca bir enkaz gibi çökmüştüm.

Karşımda ki siyah sehpaya baktım. Resimler saçılmıştı ve kenardaki tabakta yemekler ufak ufak tepecikler oluşturuyordu.
Derince bir nefes çektim ama çektiğim nefes öksürüğe sebep oldu.
Öksürükten kurtulduktan sonra yatağımın kenarında ki takvimi elime aldım.
Lanet olsun!
Bu gün bir iş balosu vardı ve bu şirketimiz için çok önemli bir geceydi.

Hızla hazırlandım. Kendimi liseli kızlar gibi odaya kapatıp acımı kendi içimde yaşamış olsamda hayat devam ediyordu.
Benimde çalıştığım bir işim ve bir ailem vardı.

Yerimden doğrulmam belki 5 belki de 15 dakikamı aldı. Hissizleşmiştim ve sert soğuk suya ihtiyacım vardı.
Duştan sonra sarı saçlarımı kurutup taradım. Her zaman yaptığım gibi serbest bıraktım ve aynaya baktım.
2. kadın.
Sanki alnımda böyle bir yazı kazılı gibiydi.
Çünkü sevdiğim adam, beni başka birine tercih etmişti.
Yüzümü buruşturdum.

Giydiğim kırmızı elbise ve siyah ayakkabılarla kendimi aynada tanıyamadım. Ben her zaman babamın sarı ördeği olmuştum. Annemin ise sarı keçisi. İnatçı ve salaştım. Kendime çok ilgi göstermezdim. Ve ilgi gösterdiğimde ise, bambaşka bir ben çıkıyordu ortaya.

Anneme çıktığımı söyleyip, arabama bindim. 1 haftadır şirkete gitmiyordum ve en yakın arkadaşımdan öğrendiğim üzere, Poyraz ile acı bir şekilde ayrıldığımı millet duymuştu.
Büyük bir etken olarak, Pelin ve dedikoducu arkadaşları.

Poyraz ile farklı iş yapıyorduk. Ben Aras Mimar'ın başındayken, Poyraz Aras İnşaat'ın başındaydı.
Ve bu gün aldığımız bir işin kutlaması vardı.
Benim için mükemmel bir dönüşün tek yolu buydu.
Arabayı balonun yapıldığı ana caddeye değilde, dar sokaklardan birine sürdüm. Dikkat çekmek istemiyordum.
Arka kapıdan girmek kolay olmuştu fakat çalışanların şaşkın bakışları ile karşılaşmak zorunda kalmıştım.
Ve son kapıyı araladım ve yüzüme bir anda bir ışık demeti yayıldı.Etraf sade bir şekilde düzenlenmişti. Etrafta ki herkes samimi olmayan bir şekilde birbirlerine gülümsüyordu.

Bara yaklaştım ve şampanya istedim. Zaten sadece görünmek için gelmiştim buraya.
Yıkılmadım ayaktayım.
Bir erkek yüzünden karalar bağlayacak değilim.

Hah, hepsi yalan.

Mikrofonun üzerine vurulan el ile yavaşça gözlerimi platforma çevirdim. Yüzünü göremediğim bir adam üzerine tamamen uyan siyah takım elbisesiyle ayaktaydı.
Büyüleyici.. diye düşündüm ister istemez.
Adamın kafasını kaldırmasıyla dudaklarım ister istemez aralandı.
Evren!
Asansörde tanıştığım adam!

Ve Evren'in nahoş ve kendinden emin sesi salonda yankılandı.

''Merhaba Bayanlar ve Baylar. Burada bulunmamızın sebebi aşikar. Kazandığımız ihaleyi kutluyoruz. Hepinizi yaptığı emeklerden dolayı teker teker kutlamak isterdim ancak, bu pek mümkün değil. Biliyorsunuz şirkette 16 kat var ve hepinizi tebrik etmek gerçekten zor.''

Salonda kıkırdamalar yükseldi.
Ne yani, gerçekten mi?
Gerçekten komik miydi?Evren kırkırtılardan hoşlanmışçasına gülümsedi ve toparlanarak yine o mükemmel gülümsemesini sundu.

''Aras Holding'in başarıları zaten oldukça meşhur. Bu yüzden Aras İnşaat'ın CEO'su Poyraz Akman'a bir teşekkür sunacağım.''

Ah, ne teşekkür ama! Beni aldattı o adam! Bir de ona plaket verin. Gerçekten..

Herkesin Poyraz'a bayılmasını anlamıyordum. En azından 1 haftadır...
Çünkü aldatılmadan önce, bende O'na tapardım.

''Ve bilmektesiniz ki, Ahmet Akman emekliliğe ayrıldı..''

Ahmet Akman. Poyraz'ın babası. Babası ne kadar Mimarlık okumasını istesede Poyraz İnşaat bölümünü tek başına açmıştı ve bir zaman sonra şirketleri birleştirmişti.
Ancak bu başarıların tamamı Poyraz'a aitti.

''Ve malesef geride Veliaht bırakamadı. Bu yüzden oy birliği ile yeni bir CEO belirlendi.''

İçimden tüm duaları sıraladım. O ben olmalıydım! Aras Mimarlık'ın en gözde mimarıydım ve bunu hak ettiğime inanıyordum. Şirket üst kurulu olmaktan sıkılmıştım. Hükmetmek istiyordum.
Yada yeni bir başlangıç.

''Bu sahneye çağrılan kişi ben olacaktım ancak mikrafonu kapmakta gecikmedim. Çünkü yeni CEO olaraktan, yanıma alacağım Genel Mimarı açıklamak istiyorum.''

Ortamda ilk önce alkış sesleri yankılandı.
Kahretsin! Bir CEO olmayı bile beceremiyordum.
Tam elimdeki şampanyayı garsona bırakmış çıkışa yönelirken, bir ses işittim.

''Başak Tekir, burada mı? Çünkü kendisi artık Genel Mimardır. O'nu size sunmaktan minnet duyarım.''

Evren'in sesi resmileşmişti. Artık espiri yapar gibi bir havası yoktu.
Bi birkaç dakikalığına da tanısa, çok espiritüel olmadığımı anlamıştı.
Güzel.Bana dönen bakışlarla yavaşça sahneye yürümeye başladım.

Basamakları çıktım ve alkışlar eşliğinde Evren'in yanında yerimi aldım.Ağzımdan çıkan ilk cümle ise ''Seni öldüreceğim.'' oldu.
Bakışları parlarken, elimi kavradı ve iç kavuran bir öpücük öpücük koydu elime.
Nefesim kesilmişti.

''O zaman öldürmeni bekleyeceğim, değil mi?''

Mikrafonu büyük ihtimalle kapatmıştı çünkü insanlardan ses gelmiyordu. Yavaşça elimi mikrafona uzattım ve Evren'in elinden aldım.
Işıklar bana doğru daha fazla yoğunlaşırken, içkilerini içen insanların konuşmamı beklediğini gördüm.
Sevecen sesimle konuşmaya başladım.

''Tek bir şey söylemek istiyorum... Yakın bir zamanda, sevdiğim birini kaybettim. Sevdiğim adamı. Bunu bildiğinizi biliyorum. Ve geçen gün evde kitap okurken, sizin sözünüzle evde bunalımıma devam ederken, bir kaç satır okudum. Şimdi onları söylemek istiyorum.''

Salonda ki insanlar nefes dahi almadan beni dinliyorlardı. Çoğu sözlerimle birlikte utançla kafasını eğmiş, bazıları da dik başlılığını sürdürmüştü.

''Saatler akıp gider, insanın ömrü böyle bitermiş. Zamanı durdurmak, geriye sarmak hiçbir zaman mümkün olmamıştır. O zaman insan geçen saatler boyu ne yapmalıdır? Aklını mı dinlemeli kalbinin sesini mi? Hangisini dinleyen hata yapmazdı, kalbinin sesini dinleyen mi daha mutluydu yoksa aklın yoluna giden mi? Ya birinin mutluluğu bir başkasının felaketiyse? Başkasının felaketi olmamak için, mutluluğundan vazgeçer miydi kimse?''
Sözlerimin ardından alkışlar koptu. Gözlerim beni alkışlayanlar arasında gezenirken O'nu gördüm.
Poyraz'ı.
Pelin, Poyraz'ın kolunu bir kaplan edasıyla tutmuş ve bedenini Poyraz'ın koluna yapıştırmıştı.
Derin bir nefes çektim. Gözlerim doldu.
Ah, siktir. Hala Poyraz'a aşıktım.

Sahneden çoktan inmiştim ve terasta, kışın dondurucu soğuğunda incecik elbiseyle duruyordum.Yüzüme vuran sert rüzgar bende şok etkisi yapıyordu ve biraz da acımı alıyor gibiydi.
Ah hayır, yalandı. Hala canım acıyordu.
Omzuma atılan ceket ile kendime geldim. Sert limonlu içki kokusu anında her yanımı sardı. Yavaşça kafamı kaldırdığımdaysa, Evren'in parlayan gözleri ile karşılaştım.
Siyah saçları alnını gölgeliyordu ve gözleri, bu karanlık gece de parlayan tek şeydi.
Küçük bir iç çekişin ardından gözlerimi Evren'e sabitledim.

''Evet seni öldüreceğim. Ama şu an tasarı halindeyim.''

Erkeksi bir kıkırda ile güldü. Duyacağım en güzel seslerden biriydi sanırım.

''Ah, planlarını böldüğüm için üzgünüm.'' Ardından gözlerini biraz merakla bana dikti. ''Ancak.. Ancak sahnede çok cesurdun ve.. ve benim gibi bir çok çalışanı mest ettin.''

''Sen benim patronumsun.''

Karanlık geceyi delen bir kahkaha attı.

''Ah evet ben senin patronunum.'' O zamana kadar elinde ki içki bardağını fark edememiştim. ''Peki ya o dizeler, yani hangi kitaptandı?''

Ellerinden içkiyi kaptığım gibi başıma diktim.

''Sanırım
Esra Akmeşe'nin Büyüdükçe Döner Mavilerin Siyaha kitabıydı. Tam hatırlamıyordum. İçmek bana pek yaramıyor.''

Şaşkın bakışlarını hissedene kadar kıkırdayışım sürdü. Kıkırdayışım kesildiğinde ve göğsüme bir ağırlık çöktüğünde yine içki içmenin getirdiği yoğunlukla karşılaştım. Yine içtiğime pişman olacaktım.
Tam kafamı kaldırıp, artık gitmem gerektiğini söyleyecekken, Evren'in dudaklarıma sabitlenmiş bakışları altında ezildim. Gözleri adeta beni hapsederken, gitmek için bir hamle yaptım.

Kolları hızla kollarımı kavradı. Ben heyecanla yutkunurken, beni istemediğim bir şeye mecbur etmesinden korktum.

''Evren, sanırım gitmeliyim. İkimiz açısındanda iyi olacak.''

Bakışları nihayet dudaklarımdan gözlerime kayarken, gözlerinde gördüğüm duyguyu tarif edemedim.

''Biliyorsun.'' diye fısıldadı şevhetle. ''Senden hoşlandığımı biliyorsun.''

Şaşkınca ona bakarken, iç sesim şaha kalktı.
Evet, biliyorum. Çünkü bende sana karşı boş değilim.
İç sesime lanetler yağdırarak kafamı eğdim ancak sert eli çenemi tuttu ve kaldırdı. Kafamı milim dahi hareket ettiremiyordum. Hareket eden tek yerim dudaklarımdı, ve heyecanla aran kalbim..

''Beni tanımıyorsun..'' Gözlerinden kısa bir nefret geçti. Kısacık. O anın süresini tanımlayamazdım bile ancak görmüştüm.

Sonunda yüzünü boynuma gömerken fısıldadı.

''Bana bunu nasıl yapıyorsun o zaman. Seninleyken nefes dahi alamıyorum.''

Ve boynuma konan ıslak öpücükle kısık sesle inledim.



*Ays

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Beni de Sev

Yaptığım pastaya yavaşça mumu diktim. İçimde tarifi imkansız bir sevinç vardı. Hayatımda sevdiğim ilk adamın doğum gününü kutlayacaktım.Bunu hatırlamak bile beni deli gibi gülümsetiyordu.Yavaşça ellerimi sildim ve pastayı paketledim.

Arabayı Poyraz'ın şirketine sürerken yüzünde oluşacak ifadeyi düşünerek bir kez daha gülümsedim.Arabanın içine süzülen şarkının sesini biraz daha açtım.
Bu günden daha güzel bir gün olamazdı..


Arabayı yavaşça upuzun, görkemli binanın önünde durdurdum. Ateş'in emeklerinin mimarı olan bu koca şirketi görmek bende bile bir gurur duygusu uyandırıyordu.
Bu küçücük şirketi büyütmüş, ihalelerin hepsini kazanmıştı. Ve buna rağmen beni hala bırakmamıştı.
Ben onu her haliyle sevmiştim. Üniversitede beş parasızkende. Ve şimdi kocaman bir şirket yöneticisi olmasına rağmen, bana karşı hiç değişmemişti.

İçeri girdiğimde bana yönelen sevgi dolu bakışlarla gülümsedim. Asansöre bindim ve en yukarıda ki tuşa bastım.
Kapı kapanmadan, bir erkek ayakkabısı kapının kapanmasını engelledi. Başımı yavaşça yerden kaldırırken içeri giren görkemli adama baktım.

Kumral saçları ve parıl parıl parlayan yeşil gözleriyle sert bir adamdı.
Benim sevmediğim tipte de olsa adamdan etkilendiğim gerçekti. Bu adam Poyraz'ın tam tersiydi!

Adamın beni süzen bakışlarını fark ettiğimde, yüzüme küçük bir gülümseme yayıldı. Adam bunu fark etmiş olacak ki ellerini cebine sokup keyifle mırıldanınca iyice kızardım.
Asansörden inmeden önce kafamı çevirip İyi Günler diledim. Adamsa genişçe sırıtıp başıyla bana selam verdi.

Telefonumun çalmasıyla aklım başıma geldi! Buraya Poyraz'ın doğum gününü kutlamaya gelmiştim.Pastayı düşürme korkusuyla çantamı karıştırıyordum ki biri elimden pastayı nazikçe aldı.
Kafamı kaldırdığımda, asansördeki kumral saçlı adam olduğunu fark ettim. Yavaşça gülümsedi. Ben ona uzun süre aval aval bakmış olmalıyım ki, erkeksi bir kıkırdayış döküldü dudaklarından.

''Son kata geldiğimize göre, benimde asansörden inmem gerekti.Ama size selam verirken asansörün içinde kaldım ve yeniden yukarı çıkmak zorunda kaldım.''

Kendimi düzeltmeye çalışırken gülümsedim. Aptalın tekiydim. Vay canına!

Sır verir gibi etrafı kolaçan etti ve fısıldadı.

''Binanın en üst katına kadar çıkıp, asansörden çıkmamam sizi gerçekten rahatsız etmedi mi?''

Dudaklarımdan neşeli bir kahkaha dökülürken o da benimle güldü. Telefonumun melodisinin son bulmasıyla gülmem kesildi. Çantamı tekrar koluma taktım ve arayan kişiyi umursamadım.

Adam pastayı bana uzattı. Yavaşça alıp dönecekken, erkeksi sesi araya girdi.

''Sanırım sizi arkadaşlarıma, asansörde selamlaştığım kız olarak anlatmamalıyım. Bana isminizi bahşedin. Ben Evren.''

Ağzımda ki aptal gülümsemeyi durduramazken, elimi uzattım.

''Adım, Başak Beyefendi. Asansörde selamlaştığınız kız değil.''

Evren'de bana gülümserken sordu.

''Burada mı çalışıyorsunuz?''


Gururla gülümsedim.

''Nişanlı buranın en üst yöneticisi.''

Evren'in gülümsemesi hafiften bozulsada çaktırmamaya çalıştı. Ama malesef ki, bildiğin bozulmuştu.

''Ah siz Poyraz'ın bahsettiği o kızsınız.''

Kızararak kafamı aşağı eğerken, sesinin değiştiğini fark etmem uzun zamanımı almadı.

''Bu pastada onun değil mi? Neyse sanırım gitmem gerekiyor.''

Evren'e başımla bir işaret yaptıktan sonra, Evren bir şey hatırlamışçasına durdu. Yavaşça bana döndü ve yüzünde onu yeni tanımama rağmen ürkütücü bir gülümseme gördüm.

''O'na selamlarımı iletin.''

Evren'in saçma hareketini takmamaya çalışıp yürümeye devam ettim. Poyraz'ın odasının önüne geldiğimde yavaşça pastayı açtım ve mumlarını yaktım.
Sekreteri Dilan'ı görmeyeyi bekliyordum ama yerinde yoktu.
Yavaşça odanın kapısını açtım ve açar açmaz ışıkları kapattım. İçeride bir hareketlenme oldu. İçeride kim varsa, umarım önemli biri değildir diye, geçirdim içimden.


Pastanın üzerinde ki mumların ışığını ellerimle engellemiştim. Yavaşça elimi çektim ve yüzümü görülür hale getirdim.
İçeride bir hareketlilik daha oldu ve Poyraz'ın şaşkınlıktan aptalca bir şey yaptığını düşünerek ışığı açtım.

Ve hayatım boyunca aklımdan silinmeyecek bir görüntüye şahit oldum.
Poyraz benim aldığım gömleği özensizce iliklemeye çalışırken, sağdaki yarı çıplak kadın bana yarım ağız sırıtıyordu.
Poyraz beni aldatıyordu.
Ben geceleri evde onu beklerken o beni aldatıyordu.
Ve en kötü şeyse, aldattığı kadının, kuzenim olmasıydı.

Orada ne kadar zaman öyle durduğumu bilmiyorum. Ama Poyraz yanlış iliklenmiş gömleği ve buruşmuş ceketiyle bana yaklaşınca irkildim.
Yavaşça geri kaçtım.
Poyraz'ın o an dediği tek bir kelimeyi dahi duymadım.
Baktığım tek yer kuzenimin gözleriydi.

Düşündüm aptalca.
Kuzenim benden daha kadınsıydı.
Daha güzeldi.
Benim ela gözlerime nazaran onun yemyeşil gözleri vardı.
Dolgun hatları vardı.
Cesurdu iddalıydı.
Bense rahattım, salaştım.
Ve aptaldım.
Poyraz'ın beni, kendim olduğum için sevebileceğini düşünecek kadar aptaldım.

Boğazıma bir diken batmışçasına haykırdım. Poyraz elleriyle beni tutmaya çalışıyor, gelen histeri krizimi engellemeye çalışıyordu.
Bense Poyraz'ın ellerinden tiksinerek kaçtım.
Kuzenime dokunduğu elleriyle bana dokumazdı. Onu öptüğü dudaklarıyla beni öpemezdi.
Ben kirli değildim.
Ben saftım.
Poyraz'ın beni kirletmesine izin veremezdim.

Koştum.
Yüzüme çarpan soğukla dışarıya çıkabildiğimi fark ettim.
Arabama hangi ara bindim bilmiyorum ama, arkamdan gelen Poyraz'ın arabamın camlarını yumruklayarak ''Başak ne olursun sakin ol aşkım'' yada ''Ben seni seviyorum, O'nu değil.'' diye bağırdığını duymuştum.


Araba'yı, İstanbul'un en ücra köşesine kadar sürdüm. Arabadan çıktığımda güneş batmak üzereydi ve hava kararmıştı.
Enfes bir kızıl renk tepelerin ardından yok oluyordu.
Arabadan uzaklaştım ve tepeleri izleyebilecek en güzel yere oturdum.

Ne kadar süre orada kaldım bilmiyorum ama gece yarısına bir kaç dakika kala, ağzımdan çıkan sıcak nefesle, gökyüzüne fısıldadım.

''Doğum günün kutlu olsun, Sevgilim.''