1 Mayıs 2013 Çarşamba

Beni de Sev

Yaptığım pastaya yavaşça mumu diktim. İçimde tarifi imkansız bir sevinç vardı. Hayatımda sevdiğim ilk adamın doğum gününü kutlayacaktım.Bunu hatırlamak bile beni deli gibi gülümsetiyordu.Yavaşça ellerimi sildim ve pastayı paketledim.

Arabayı Poyraz'ın şirketine sürerken yüzünde oluşacak ifadeyi düşünerek bir kez daha gülümsedim.Arabanın içine süzülen şarkının sesini biraz daha açtım.
Bu günden daha güzel bir gün olamazdı..


Arabayı yavaşça upuzun, görkemli binanın önünde durdurdum. Ateş'in emeklerinin mimarı olan bu koca şirketi görmek bende bile bir gurur duygusu uyandırıyordu.
Bu küçücük şirketi büyütmüş, ihalelerin hepsini kazanmıştı. Ve buna rağmen beni hala bırakmamıştı.
Ben onu her haliyle sevmiştim. Üniversitede beş parasızkende. Ve şimdi kocaman bir şirket yöneticisi olmasına rağmen, bana karşı hiç değişmemişti.

İçeri girdiğimde bana yönelen sevgi dolu bakışlarla gülümsedim. Asansöre bindim ve en yukarıda ki tuşa bastım.
Kapı kapanmadan, bir erkek ayakkabısı kapının kapanmasını engelledi. Başımı yavaşça yerden kaldırırken içeri giren görkemli adama baktım.

Kumral saçları ve parıl parıl parlayan yeşil gözleriyle sert bir adamdı.
Benim sevmediğim tipte de olsa adamdan etkilendiğim gerçekti. Bu adam Poyraz'ın tam tersiydi!

Adamın beni süzen bakışlarını fark ettiğimde, yüzüme küçük bir gülümseme yayıldı. Adam bunu fark etmiş olacak ki ellerini cebine sokup keyifle mırıldanınca iyice kızardım.
Asansörden inmeden önce kafamı çevirip İyi Günler diledim. Adamsa genişçe sırıtıp başıyla bana selam verdi.

Telefonumun çalmasıyla aklım başıma geldi! Buraya Poyraz'ın doğum gününü kutlamaya gelmiştim.Pastayı düşürme korkusuyla çantamı karıştırıyordum ki biri elimden pastayı nazikçe aldı.
Kafamı kaldırdığımda, asansördeki kumral saçlı adam olduğunu fark ettim. Yavaşça gülümsedi. Ben ona uzun süre aval aval bakmış olmalıyım ki, erkeksi bir kıkırdayış döküldü dudaklarından.

''Son kata geldiğimize göre, benimde asansörden inmem gerekti.Ama size selam verirken asansörün içinde kaldım ve yeniden yukarı çıkmak zorunda kaldım.''

Kendimi düzeltmeye çalışırken gülümsedim. Aptalın tekiydim. Vay canına!

Sır verir gibi etrafı kolaçan etti ve fısıldadı.

''Binanın en üst katına kadar çıkıp, asansörden çıkmamam sizi gerçekten rahatsız etmedi mi?''

Dudaklarımdan neşeli bir kahkaha dökülürken o da benimle güldü. Telefonumun melodisinin son bulmasıyla gülmem kesildi. Çantamı tekrar koluma taktım ve arayan kişiyi umursamadım.

Adam pastayı bana uzattı. Yavaşça alıp dönecekken, erkeksi sesi araya girdi.

''Sanırım sizi arkadaşlarıma, asansörde selamlaştığım kız olarak anlatmamalıyım. Bana isminizi bahşedin. Ben Evren.''

Ağzımda ki aptal gülümsemeyi durduramazken, elimi uzattım.

''Adım, Başak Beyefendi. Asansörde selamlaştığınız kız değil.''

Evren'de bana gülümserken sordu.

''Burada mı çalışıyorsunuz?''


Gururla gülümsedim.

''Nişanlı buranın en üst yöneticisi.''

Evren'in gülümsemesi hafiften bozulsada çaktırmamaya çalıştı. Ama malesef ki, bildiğin bozulmuştu.

''Ah siz Poyraz'ın bahsettiği o kızsınız.''

Kızararak kafamı aşağı eğerken, sesinin değiştiğini fark etmem uzun zamanımı almadı.

''Bu pastada onun değil mi? Neyse sanırım gitmem gerekiyor.''

Evren'e başımla bir işaret yaptıktan sonra, Evren bir şey hatırlamışçasına durdu. Yavaşça bana döndü ve yüzünde onu yeni tanımama rağmen ürkütücü bir gülümseme gördüm.

''O'na selamlarımı iletin.''

Evren'in saçma hareketini takmamaya çalışıp yürümeye devam ettim. Poyraz'ın odasının önüne geldiğimde yavaşça pastayı açtım ve mumlarını yaktım.
Sekreteri Dilan'ı görmeyeyi bekliyordum ama yerinde yoktu.
Yavaşça odanın kapısını açtım ve açar açmaz ışıkları kapattım. İçeride bir hareketlenme oldu. İçeride kim varsa, umarım önemli biri değildir diye, geçirdim içimden.


Pastanın üzerinde ki mumların ışığını ellerimle engellemiştim. Yavaşça elimi çektim ve yüzümü görülür hale getirdim.
İçeride bir hareketlilik daha oldu ve Poyraz'ın şaşkınlıktan aptalca bir şey yaptığını düşünerek ışığı açtım.

Ve hayatım boyunca aklımdan silinmeyecek bir görüntüye şahit oldum.
Poyraz benim aldığım gömleği özensizce iliklemeye çalışırken, sağdaki yarı çıplak kadın bana yarım ağız sırıtıyordu.
Poyraz beni aldatıyordu.
Ben geceleri evde onu beklerken o beni aldatıyordu.
Ve en kötü şeyse, aldattığı kadının, kuzenim olmasıydı.

Orada ne kadar zaman öyle durduğumu bilmiyorum. Ama Poyraz yanlış iliklenmiş gömleği ve buruşmuş ceketiyle bana yaklaşınca irkildim.
Yavaşça geri kaçtım.
Poyraz'ın o an dediği tek bir kelimeyi dahi duymadım.
Baktığım tek yer kuzenimin gözleriydi.

Düşündüm aptalca.
Kuzenim benden daha kadınsıydı.
Daha güzeldi.
Benim ela gözlerime nazaran onun yemyeşil gözleri vardı.
Dolgun hatları vardı.
Cesurdu iddalıydı.
Bense rahattım, salaştım.
Ve aptaldım.
Poyraz'ın beni, kendim olduğum için sevebileceğini düşünecek kadar aptaldım.

Boğazıma bir diken batmışçasına haykırdım. Poyraz elleriyle beni tutmaya çalışıyor, gelen histeri krizimi engellemeye çalışıyordu.
Bense Poyraz'ın ellerinden tiksinerek kaçtım.
Kuzenime dokunduğu elleriyle bana dokumazdı. Onu öptüğü dudaklarıyla beni öpemezdi.
Ben kirli değildim.
Ben saftım.
Poyraz'ın beni kirletmesine izin veremezdim.

Koştum.
Yüzüme çarpan soğukla dışarıya çıkabildiğimi fark ettim.
Arabama hangi ara bindim bilmiyorum ama, arkamdan gelen Poyraz'ın arabamın camlarını yumruklayarak ''Başak ne olursun sakin ol aşkım'' yada ''Ben seni seviyorum, O'nu değil.'' diye bağırdığını duymuştum.


Araba'yı, İstanbul'un en ücra köşesine kadar sürdüm. Arabadan çıktığımda güneş batmak üzereydi ve hava kararmıştı.
Enfes bir kızıl renk tepelerin ardından yok oluyordu.
Arabadan uzaklaştım ve tepeleri izleyebilecek en güzel yere oturdum.

Ne kadar süre orada kaldım bilmiyorum ama gece yarısına bir kaç dakika kala, ağzımdan çıkan sıcak nefesle, gökyüzüne fısıldadım.

''Doğum günün kutlu olsun, Sevgilim.''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder