7 Temmuz 2013 Pazar

Kızıl Karanlık

Yıldızlar süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...

-W.Shakespeare

1800'lü yıllar.
Derin bir nefes çektim ciğerime. Sevgilimin sert nefesleri saçlarımın arasına karışıyordu. Onun bu hareketleri ile elimdeki kadehi daha sıkı sıkıya tuttum ve krala son bir kez daha başım ile selam verdim. 
Kral'ın ukala gülümsemesi yüzüne yayılırken, o da bana selam verdi. Blythe'nin gerildiğini hissettim. Biraz gözden uzağa doğru gittiğimizde Bylthe'ye doğru fısıldadım.

''O da mı senin gibi?'' Blythe'nin gözleri ışıldadı. Sert ve günahkar dudakları hafifçe kıvrılırken yavaşça başıyla onayladı. Çok konuşmazdı Blythe. Sakindi. Ve zaten onun en çekici özelliğiydi buydu bana göre.
Blythe ellerini belime dolarken kendimi gülmemek için zor tuttum. Bu adam beni gerçekten seviyordu.
Blythe sert bir adamdı. Onunla bu aptal balolardan birinde tanışmıştık. Bahçede sakin sakin otururken bir kadının bağırdığını işitti. Ve tabi ki ayaklanarak oraya gittim. Bir Düşes diz çökmüş bir şekilde Blythe'nin önünde duruyordu. Başı eğikti. Elleri yumruk olmuştu ve büyük ihtimalle ağlıyordu.
O an Blythe'i gördüm. Umursamaz bir surat ifadesiyle bahçeyi inceliyordu. Önünde ağlayan kadını umursadığı yoktu. O an beni fark etti. Taş gibi suratı ile gözlerini yüzümde gezdirdi.
Diğer erkekler gibi değildi. Bedenime değil Yüzüme bakmıştı.
Hafifçe tebessüm ettim ve oradan ayrıldım.
Ve bir kaç gün sonra beni buldu. Yüzü sert değildi. Sanki benim yanımdayken mutlu olmaya çalışır bi hali vardı.
Ve bir gün kır gezisindeyken bana korkunç sırrını itiraf etti.

''Ben bir Gece Gezenim, Alberta. Lanetlenmişim.''

İlk önce ne dediğini anlamasamda onun Mikhail'in çocuğu olduğunu öğrendim. Yani bir Vampirdi.Katolik bir hristiyan değilim. İnandığım tek şey Tanrı ve Kader. Ancak o an, Tanrı'nın mucizelerine de inandım.
Taştan bir kalbi olan Blythe bile iyileşebilir ve sevgiyi tadabilirdi.

Blythe yüzünü boynuma gömünce neşeyle kıkırdadım.Nefesini kulağıma üfledi.''Evet sevgilim, o da benim gibi.''
Yüzüm düşerken Blythe'nin yanağını öptüm. ''Senden güçlü olamaz'' dedim neşeli çıkan sesimle.
Bir kahkaha attı ''Asla benden güçlü olamaz.''

Bir kaç dakika süren sessizlikte, Blythe'nin belime dolanmış elleri ile dans ettim. Kafamı onun göğsüne yaslamıştım ve o an hissetiğim şey huzurdu, sevgiydi, aşktı.

''Sence o hangi klandan?'' dedim huzurlu havayı bozarak. Tabi ki de Blythe sessizliği sakinliği severdi ancak sabırla sorumu cevapladı.

''Büyük ihtimalle Buzlar Klanından. Gözlerinde ki maviliği görmüş olmalısın. Eğer su olsaydın büyük ihtimalle seni gözleriyle dondururdu.''

Sesinden hiçte memnun olmadığı anlaşıldığı halde güldüm ve yüzümü ona doğru döndüm.

''Ve sende o kızıl gözlerinle beni eritirdin.'' dedim arzuyla. Dudakları enfes bir şekilde kıvrılırken cümlemi devam ettirdim. ''Her zaman yaptığın gibi.''

Son hamleymiş gibi bir anda dudaklarıma uzanmasıyla güçlü bir kahkahalarım balo salonunda yankılandı ve bize bakan gözleri ikimizde umursamadık.

En çokta nefretle kısılmış buz mavisi gözleri.

***

Dün ki balodan sonra Blythe beni konağa bırakmıştı ancak yine onunla bu gün kırda dolaşmak için randevu alabilmiştim. Evet Blythe benim sevgilimdi ancak bir elçiydi ve sorumlu olduğu işler vardı.Ona bu işi yapmasının sebebini sorduğumdayda dört büyük klanın büyük elçileri olduğunu söylemişti ve böylece onun Ateşler Klanı'nın Büyük Elçisi olduğunu öğrenmiştim.

Ve sevdiğim adamın saniyede bilmem kaç metre koşabilmesine rağmen ben ormanın başında onu bekliyordum.
Ve aklıma gelen şeyle sırıttım. Blythe bir vampir ise beni bulmakta eminim ki zorlanmayacaktı. Hızla ormanın derinliklerine doğru kahkalar atarak koştum.
Beni bekleyen şeylerin farkında olmadan.

***

Ormanın içinde kahkalar atarak koşuştururken ormanın derinliklerinden bir at sesi işittim. Yakınımdaki ilk ağaca tutunup nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken, karşıdan gelen kral komvoyuyla iliklerime kadar buz tuttum.
Aptal kafam! Kesinlikle Blythe'i beklemeliydim!

Komvoy yavaş yavaş yol alarak yanıma kadar geldi. En önde at süren Kral, beni gördüğünden beri gözlerini üzerimden çekmemişti. Yavaşça atını durdurdu ve atından indi. Buz mavisi gözlerine karşın, yakıcı bir yakışıklılığı vardı.Hafifçe tebessüm ederek bana yaklaştı.
Savunmasızdım ve korkuyordum. Hayatta en nefret ettiğim duyguları bu aptal adam bana yaşatıyordu!

''Korktunuz mu Bayan Alberta?'' dedi Kral alaycılıkla. Gözlerimi devirerek, dik duruşumu sergiledim. Az önce koşmaktan ciğerlerim yanıyordu ama şimdi inanılmaz bir kaçma duygusu hissediyordum.

''Hayır, Lordum'' dedim sert ifademi bozmayarak. Yayvan yayvan gülümsedi. Ardından ormanda gezindi gözleri. Sanki buraya birlikte pikniğe gelmişiz gibi rahattı.

''Sanırım birini bekliyorsunuz?'' dedi yine o aptal ifadesiyle. O an göğsüme çok ağır bir yük çöktü.
Blythe.. Neredesin?

''Kimi beklediğimin farkındasınız lordum.Elçi Blythe'i bekliyorum.''

Kral Blythe'nin isminin anılmasıyla bir şeyi hatırlamış gibi davranarak adamlarından birine hediyeyi getirmesini söyledi.
Tam Kral'a neyden bahsettiğini soracakken beni son kez süzüp buz gibi gözlerini yüzümden ayırmadan i ''Blythe'nin sana sevgililer günü hediyesi. Emin ol hediyeyi sana getirmem için çok ağladı.'' dedi.

Şaşkınlıkla etrafıma bakarken, Kral, adamların getirdiği kutuyu alarak hızla bana yaklaştı. Hücrelerime kadar korkuyla doldum.
Ve yavaşça kutuyu açarak bana uzattı.

Kızıl. Kızıl bir göz vardı karşımda. Yerinden sökülmüş bir göz.
Çığlığım boğazıma takıldı. Göz yaşlarım genzimi yakarken gözlerimi Kral'ın buz mavisi gözlerine diktim.
Kahkahası ormanda yankılanırken, kendimi oldukça özgür hissettim. Hayatta değer verdiğim tek varlığın gözünü koparmıştı.

Kral ise göz yaşlarımı umursamayarak bana yaklaşmaya devam etti.

''İsmimi biliyor musun Alberta?''

Sesi bile benim için dayanılmazken, buz mavisi gözlerine bakmaya devam ettim.Bundan sıkılmış olacak ki nefesini dışarı sıkılmışçasına üfledi.

''Merak etme, 100 yıla yepyeni bir göze sahip olacaktır. Ve eminim sende bunu görürsün.''

İlk önce ne dediğini anlayamasamda, Kralın dişlerini göstererek sırıtması kafamda bazı şeyleri yerine oturttu.
Beni vampir yapacaktı.

Geriye doğru attığım bir kaç adım ile kendimi yerde bulurken, Kral yavaşça üzerime eğildi ve burnunu boynuma sürttü.
Az önceki ağlama isteğime karşn şimdi tek bir göz yaşı yoktu gözlerimde.
Kafasını kaldırıp buz mavisi gözleri ile ela gözlerimi birleştirdi.

''Benden Blythe'e ufak bir mesaj tatlım.''

Dişlerini sertçe tenime tenime geçirirken vampir olmanın nasıl bir şey olabileceğini düşündüm.
Blythe ve ben sonsuza kadar...

Ağzından gelen sertçe hırlama ile hayallerimden koptum.Dilini yarama deydirdi ve zehrini boğazımdan aşağıya akıttı. Hücrelerim yavaş yavaş ölürken yepyeni bir ben doğuyordu. Artık kalbim eskisi gibi çarpmıyordu. Hatta o kadar yavaştı ki yaşlı bir insanın duyulmayacak kalp atışları kadar.
Gözlerimi kapadım.
Açtığımda ise bulanık ve ılık bir şubat karşıladı beni. Soğuk değildi hava her şey daha netti.
Hızla ayağı kalktım. Kral karşımda tüm yakışıklılığı ile duruyordu. O an onun gerçekten de ilgi çekici bir erkek olduğunu fark ettim.

Kral, beni şaşırtarak önümde diz çöktü. Sol elini tırnakları ile kanattı ve bana uzattı. O an içimdeki bir şeylerin deli gibi bunu istediğini hissettim.
İçimdeki canavara engel olamayarak, Kral'ın eline dişlerimi geçirirken, Kral bana yumuşak bir şekilde sarıldı. Ben onun kanına doyamazken, elleri saçımda gezindi.

''Ben senin yaratıcınım Alberta. Kral Matherson. Artık sonsuza dek benimsin.''

Gerisi ise kızıl karanlıktı benim için..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder